Gülmeyi Bilen Yıldızlar ...

Cadı Tunus'tan Bildiriyor!

Salı, Mayıs 13, 2008

Yoruldum Artık..

Hayatıma iş dışında birşeyler katmak, en azından yazı yazmak istiyorum ama ne mümkün? Eskiden işimiz çok diyordum ya değilmiş! Ben asıl işi burada gördüm, hele iki aydır tek başıma savaşmaktan yoruldum. Hele karşılığında eline sağlık bile denmeyince bunaldım! Gerçi nede olsa iki işi bi arada yapamayacak kadar kafam çalışmıyor!! Ahhh ahhhh, hakkımızda herşeyin hayırlısı canlar.Gerçi hafta içi o kadar yorulmamıza rağmen Pazar günlerini deli gibi gezip tozarak değerlendiriyoruz iyi oluyor, en azından fotoğraf çekebiliyorum. Geçen hafta sonuda yunusların peşinde denizlerdeydik, o kadar güzel geldi ki, o kadar olur.. Yunuslar her zıpladığında kucağımda ki kız çocuğuyla sevinç çığlıkları attık, hayat bu dedim içimden! Bi an için herşey o kadar güzeldi ki..

Pazar, Mayıs 04, 2008

Şifreli, şifresiz..

Sayfamı bir süreliğine şifreli yaptım, boşverin sormayın:) Aslında back up aldım, tüm yazılarımı silecektim, daha öncede iki defa silmiştim. Ama kıyamadım, bazı yazılarımı sildim, bazı ayarları değiştirdim. Artık arama motorlarından bana kimsenin gelmesini istemiyorum. Bazı Ip leri yasakladım. İşte böyleyken böyle, evet nette günlük tutmak gerçekten zor iş. Hem herşeyi yazmak istiyorsunuz, hemde herkesin okumasını istemiyorsunuz. Şifreli olan bloggerlar alınmasın ama bana onları okumak hep zor geliyor. Kolay ulaşılabilmek güzel ama bazı sakıncaları da var malesef. Zaten eskisi gibi yazmaya vaktim olamıyor, blogun tadını istediğim gibi çıkaramıyorum.. Yaşamaya daha çok vakit ayırabilmak dileğiyle, sevgiler benden hepinize.....

Çarşamba, Nisan 23, 2008

23 NISAN

TUM DUNYA COCUKLARININ BAYRAMINI KUTLARIM, YASASIN 23 NISAAANN!!
Kaynak: 1.resim bilinmiyor, 2.resim google:)

Pazartesi, Nisan 21, 2008

Santiyemiz

Cadi'nizin nasil bir yerde calistigini kavramaniz acisindan bu fotografi ekleyeyim dedim. Colun ortasindayiz iste! Son durumlarda yine sefim yok, bir sure teknisyensizde kaldim. Yani hem asagida gormus oldugunuz mobilizasyon sahasinin sorunlari, hemde arkada insaatini gordugunuz binalarin (sadece ikisi gozukuyor, toplamda 13 taneler!) projeleriyle ugrastim durdum. Ama Cuma gunu Tiflis teki foremenim buraya geldi, artik mobilizasyonu tamamen ona devrettim:) Iste beyleyken beyle.

Cuma, Nisan 11, 2008

video

Son zamanlarda en hoşuma giden şarkı, Juno filminden bir sahneden geliyor..

Salı, Nisan 08, 2008

Annemin bahçesinden.. Tomurcuklandı mı Acaba?

"Gülünü senin için bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır."
Küçük Prens

Hayatta en sevdiğim kitaptan, sayfama da adını veren Küçük Prens'ten bir alıntı:

"Ve geceleri gökyüzüne bakarsın. Her şeyin çok küçük olduğu gezegenimin yerini gösteremem sana. Belki böylesi daha iyi. Yıldızım senin için herhangi bir yıldız olsun. Böylece gökyüzündeki bütün yıldızlara bakmayı seveceksin... Hepsi senin dostların olacak. Hem sana bir armağan vereceğim..."
Sonra yine güldü.
"Küçük prens, sevgili küçük prens, bu gülüşünü çok seviyorum!"
"İşte bu benim armağanım. Yalnızca bu suyu içtiğimiz zamanki gibi olacak."
"Ne söylemek istiyorsun?"
"Yıldızlar bütün insanların," diye yanıtladı.
"Ama her insan için aynı değiller. Yolcular için, yıldızlar yol gösterici. Ötekiler için yalnızca gökyüzündeki pırıltılar. Bilim adamları için hepsi birer problem. İşadamı için zenginlik. Ama bütün yıldızlar sessiz. Sen... Yalnızca sen yıldızlara herkesten farklı sahip olacaksın..."
"Ne söylemek istiyorsun?"
"Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım. Ben gülüyor olacağım bir tanesinde. Ve geceleyin gökyüzüne baktığında bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak... Yalnızca senin gülen yıldızların olacak!" Sonra yine güldü.
"Ve üzüntün hafiflediğinde (zaman bütün acıları hafifletir) beni tanımış olmak hep seni mutlu edecek, dostum olarak kalacaksın. Benimle gülmek isteyeceksin. Bunun için de arada bir pencereni açacaksın... Dostların gökyüzüne bakıp bakıp güldüğünü görünce çok şaşıracaklar! Onlara 'Yıldızlar hep güldürür beni!' diyeceksin. Deli olduğunu düşünecekler. Sana nasıl bir oyun oynadığımı görüyorsun..."

KÜÇÜK PRENS

Pazartesi, Nisan 07, 2008

9 sene dile kolay:))

Bir nisan aksami Doca nin israrlarina dayanamayip tamam demistim:)

Bana sen hep mantiginla hareket ediyorsun, lutfen bu sefer duygularini dinle demisti.

Aslinda uzun uzun anlatmaya baslamistim size o gunleri. Ama Doca ile iyi bir carpistik dun, sinir oldum biraktim, sonra yazmaya devam edersem yayimlarim:) Neyse yine de bos gecmek istemedim.

Atissak da, kapissak da, Allah sevenleri ayirmasin diyorum. Nice nice yillara bizlere, sizlere, ellere ellere, eller havayaaa, sappii sappii ohhhh:)Iyice siyirdim ben sanirim:))

Cumartesi, Nisan 05, 2008

Hayvanat Bahçesi

Hayvanat bahçelerini sevmem aslında, ancak burada gittiğim yer Türkiye dekilerden çok çok iyiydi. küçücük bi kafese hapsolmamışlardı en azından. Koca kaplan, güneşten mayışıp serin serin bir ağacın altına yatıvermiş.. Güzel gözlerini sevsinler senin:))

Pazartesi, Mart 24, 2008

DoCa!!

You're a pArt time loVer and a full time fRiend

wE sure aRe cute for tWo uGly people

i doN't see what anYone can sEe, in anyOne else

BuT YoU

Perşembe, Mart 20, 2008

O gitmiş..

Bir zamanlar sımsıkı kucakladığım Teador, artık bir melek olmuş, çok çok ama çok üzgünüm..

Cuma, Mart 07, 2008

Günlük tut, hayatın kararsın! (Aksam Gazetesinden bir Alinti!)

YORUM OLARAK GELDI AMA BEN BAS KOSEYE KOYMAK ISTEDIM, SEVGILER ASORTIK IM!

Blogları keşke Akdenize ilk taşındığımda keşfetseymişim.O zaman hayat benim için daha kolay olurdu..Daha çabuk alışabilirdim buralara..Bloğum benim için çok gizli kaldığım bir yer olmadı hiçbir zaman ve hayatta nasılsam orda da öyle olduğumdan pek sorun yaşamadım.İnternetin sınırlı bir alan olduğunu kabul ettiğiniz anda daha dikkatli oluyorsunuz.Ben çok gençken yazdıklarımı okurlar diye günlük tutmazdım çünkü her zaman arkadaşlarım için sakladığım çok büyük sırlarım ve düşüncelerim vardı özgür olması gereken..Yazmayı seviyorum,okumayı da..Blogların oturduğumuz yerden bize bir sürü hayatı tanıttığı bir lüks olduğunu düşünerek kullanmaya çalışıyorum.İnsanların birbiriyle üzüntülerini ve sevinçlerini paylaşması internet ortamında bile olsa o kadar güzel bir şey ki..Normalde 2 kardeşim var ama sanalda bir sürü..Normalde çok arkadaşım var ama sanalda sayısız..İnsan olarak bu kadar çok insanı görmeden sevdiğim için gönlümün çok geniş olduğunu düşünüyorum.Bu da bana mutluluk veriyor..Sadece bunun için bile yazabilirim..Çünkü biliyorum ki bu insanlar yazımı okuduğunda beni tanımadığı halde bana karşı bir şeyler hissedebilecek..Bir sürü diyemem ama benim için önemli bloggerlarla tanıştım normal hayatta..Eğer yazdıklarınız da dürüstseniz çok şey farketmiyor.Yok eğer yazıyorsanız gerçekten (!) hayal kırıklığına uğratıyor..Çok kötü yaşadığım bir şey hatırlamıyorum,sadece sinirleniyorum bazı salaklara..Bilgi dağarcığı üç beş kelimeyi geçmeyen insanların yazılarını ve eleştirilerini okumak eziyet oluyor..Sadece bundan şikayetçiyim.Yazmak istediğim tek bir nokta var ki kelimeler kişilerin aynası oluyor yazarken, ele veriyor..Bu yüzden en ufak bir cevap yazarken bile en az 3 kere okuyup cevaplıyorum ki eleştirdiğim kişilere dönüşmeyeyim.

Günlük tut, hayatın kararsın!

Dünyada her 40 saniyede bir, bir blog açılıyor. E-günlük olarak bilinen bloglarda kimi bir anısı, kimi bir tanıdığı, kimiyse zevk aldığı bir hobisi hakkında yazıyor. Konular değişiyor, yazarlar (bloggerlar) değişiyor ama eylem değişmiyor; internet kullanıcılarının yüzde 27'si her gün internet üzerinden kendi köşe yazısını yazıyor. Ayrıca artık 'Kimse okumuyor' diye üzülmeyin çünkü bloggerlar yazdıkları kadar da okuyor. Hatta okuduklarına yorum yaparak bir daha yazıyor ve yorumlarına gelen cevapları da okuyorlar.

'Blog yazmak bir bağımlılık, ne kadar bırakmaya çalıştıysam kendimi o kadar içinde buldum' diyor günün en az yedi saatini blog yazarak ve okuyarak geçiren 21 yaşındaki Sevgi Atalay. Ona göre blog yazmak ne kadar eğlenceliyse o kadar da tehlikeli. Çünkü Sevgi Atalay gibi milyonlarca insan bir kez yazmaya başladı mı bir daha duramıyor. 'Ama bu tutku başınıza çok kötü şeyler getirebilir' diyor Atalay. Böyle diyor çünkü o, blogu yüzünden çok hoşlandığı Cem'i kaçırmış (Cem, bu kişinin kim olduğu anlaşılmasın diye Sevgi Atalay'ın seçtiği bir takma isimdir). Şöyle başlıyor: 'Bloguma geçen sene çıktığım çocuk hakkında bazı yazılar yazmıştım, amacım içimdeki siniri dışa vurmak ve belki biraz da intikam almaktı.' Ama bu yazdıklarının bir gün gelip başını ağrıtabileceğini hiç mi hiç düşünmemiş o sıralar.

BLOG YÜZÜNDEN KAÇTI

Olayların gelişim sürecinde, Cem'le aralarında kuvvetli bir çekimin olduğunu, bir süre 'yazıştıklarını' (flört ettiklerini) söyleyen Atalay, ortada bir neden yokken Cem'in birden kendisine soğuk davranmaya başladığını fark etmiş. Uzun zaman ne olduğunu anlayamayan genç kız daha sonra Cem'le ortak bir arkadaşlarından, nedenin yazdığı eski bloglar olduğunu öğrenmiş. Bunun doğru olup olmadığını Cem'e sorunca genç adam okuduklarının kendisini ürküttüğünü hatta sinirlendirdiğini itiraf etmiş. Bu duruma neden olan blogda neler yazdığına gelince, kısaca Atalay'ın eski erkek arkadaşı Baran'ın 'bazı' özellikleriyle dalga geçtiğini söyleyebiliriz. Bu durumla ilgili Sevgi'nin en iyi iki tahmini, 'Ya Cem'in de dalga geçilecek bazı şeyleri var ya da ben Baran'la dalga geçerken farkında olmadan onunla yaşadıklarım hakkında gereğinden fazla bilgi verdim. Bu yüzden Cem benden soğudu.' Atalay her ne kadar o blogları yazdığında küçük olduğunu (bir yaş) söylese de iş işten geçmiş ve potansiyel bir ilişki çoktan bloglara kurban edilmiş.

'Ben de geçmişte yazdığım bazı bloglar yüzünden mağdur oldum' diyor, Ceyhun Doğan. Üstelik onun mağduriyeti potansiyel bir sevgili adayıyla değil oldukça iyi getirisi olan kariyeri açısından önem taşıyan bir iş imkanıyla ilgili. Hikaye yaklaşık üç yıldır blog yazan Doğan'ın bir Amerikan firmasına iş başvurusu yapmasıyla başlıyor. İlk görüşmeden olumlu cevap gelince ikincisi için insan kaynakları müdüründen randevu alıyor ve bu durumu işi kapmış gözüyle yorumluyor. Ama ikinci görüşmeye gittiğinde müdür ona birlikte çalışamayacaklarını söylüyor. Duruma anlam veremeyen Doğan nedenini soruyor. İnsan kaynakları müdürünün 'Hem ABD karşıtı olup hem bir ABD firmasına başvurmakla hata etmişsinizdir belki de' yanıtıyla şoke oluyor. Ceyhun Doğan, insan kaynakları müdürünün bu fikre nereden kapıldığını anlayamıyor. Ama tahmin edeceğiniz gibi işin içinden yine bloglar çıkıyor.'Üniversitedeyken ABD emperyalizmi konusunda çok katı fikirlerim vardı ama müdür bunu nereden duymuş olabilirdi ki' diyen Ceyhun Doğan, sıkıntıdan kendini googleladığı (Google'da kendi adını aratmak) bir gün işin aslını öğrenmiş. Büyük ihtimalle aynı işlemi yapan insan kaynakları müdürü Doğan'ın üniversitedeyken bir grup arkadaşıyla bloglarda ABD emperyalizmi hakkında terör estirdiği sayfalarla karşılaşmıştı. Meğer bu gençler o zamanlar öylesine fanatikmiş ki takma isimler yerine gerçek adlarını ve soyadlarını yazmaktan bile çekinmemişler. 'Zamanla bu bakış açım çok değişti, tabii hala yazdığım bazı şeylerin arkasındayım ama bu düşüncelerim törpülendi' diyen Doğan bu blogları silmek istemiş ama şifresini hatırlayamadığı için bunu başaramamış. Neyse ki üyesi olduğu blog sitesinin yetkililerini ikna etmeyi başarmış da yazdıklarını sildirebilmiş.

BOŞANMA NEDENİ

42 yaşındaki Hülya Gencer ise eşiyle boşanmasında blogların çok etkisi olduğunu söylüyor. 'Kırkını aşmış iki çocuklu bir ev hanımıyım, bilgisayar hayatımda çok önemli bir yer kaplıyor, özellikle de bloglar' diyen Gencer, blog yazmaya başladığından beri hayatının değiştiğini söylüyor. Bloguna eşiyle uzun zamandır sorunlar yaşadığını yazan Hülya Gencer, boşanmak için çocuklarının büyümesini beklediği ve kocasının onu hem manevi olarak hem de cinsel olarak tatmin edemediği gibi özel bilgileri yazınca eski kocasını çok sinirlendirmiş. Aman yanlış anlaşılmasın Hülya Gencer bu yazdıklarında ne kendi ne de kocasının ismini veriyor. Kimsenin anlayamayacağı şekilde, detayları değiştirerek ve takma isim kullanarak yapıyor bunu. Durumun farkında olan eski kocaysa konuyu bilmezlikten geliyor ve hiç gündeme getirmiyor. Bu, Hülya Hanım sanal ortamda kendine bir hayran kitlesi oluşturana kadar böyle devam etmiş. Eşi bir bakmış ki Hülya Gencer'in yazdığı bloglar her gün onlarca yorum alıyor, kimi ona destek verirken kimi de kocasıyla ilgili bilgiler hakkında yorum yapıyor hatta eski eşler dalga geçiyor. Pek tabii ki bu durum da eşinin canını sıkmaya başlamış ve karısına blogu kapatmasını söylemiş, daha doğrusu emretmiş. 'Kimse yazdıklarımdan kocamı tanıyamazdı, tabii kendinden başka! Bu durum da onu çıldırtmaya yetiyordu' diyen Hülya Gencer kocasının sinirlenmesinden gizli bir haz aldığını itiraf ediyor. Öyle ki, zamanla onun yüzüne söyleyemediği her şeyi blogunda yazarak içini rahatlatmaya başlamış. İşte tam da bu noktada ipin ucu biraz kaçmış. 'Yazılarımı takip edenlerin de gazıyla her geçen gün biraz daha kırıcı biraz daha alaycı olmaya başladım, bir süre sonra kocama hiç saygım kalmadığını fark ettim, işin kötüsü bunu o da fark etmişti' diyen Gencer, kısa bir süre sonra eşinden boşanmış. Artık yalnız bir kadın olan Gencer, blog tutkusunun ve onun getirdiği popülaritenin içindeki şeytanı uyandırdığına inanıyor.

MAHKEMEYE VERECEKTİ

(AsliCin i cogumuz taniriz, okuyorsan selamlar Asli cim, ve gecmis olsun!)

Aslı Cin yaklaşık bir sene önce gazetede okuduğu bir blog haberi üzerine karar vermiş blogger olmaya. Ama 'Geçenlerde, internette yapılan bazı aramalar sonucu blogumun ilk sayfada yer aldığını görünceye kadar milyonların önüne çıktığımın çok da farkında değildim' diyen Cin'i bu durum endişelendirmeye başlamış. Yeni yazı eklemediğinde merak edip mail atan, iyi olup olmadığını sormak için arayan hayranları olan popüler blogger'ın konuyla ilgili yaşadığı tek sıkıntı yazdığı her yazıya, eleştiri sınırını aşan, hakarete varan yorumlar bırakan bir okuyucusu olmuş. O kadar rahatsız edilmiş ki; durumu adli makamlara götürmeyi dahi düşünmüş. Ama neyse ki aldığı önlemlerle bunun önüne geçilmiş. Aslı'nın Günlüğü başlığı altındaki blogunun internetteki popülaritesinin farkına yeni yeni varan 32 yaşındaki blogger artık bu gibi yorumları da göz önüne alarak daha dikkatli yazmaya özen gösteriyor. Ona göre her şey blog yazarken kendinizi kimsenin okumayacağını sandığınız sırlarınızı ifşa edecek kadar kaptırmanızdan kaynaklanıyor.

Takma adıyla bir seneye yakın bir süredir blog yazan ve adını vermek istemeyen blogger C. D. de blogların zaman zaman çok tehlikeli olabileceğini söylüyor. Yazmaya, işinden ayrıldıktan sonra başlayan C. D. blog tutkusunun alıp başını gittiğini ve saatlerce bilgisayar başından kalkmadığı zamanlar olduğunu itiraf ediyor. O kadar ki o zamanlarda bu durum eşini rahatsız etmeye ve sosyal hayatını etkilemeye başlamış. İşte tam o noktada kendini frenleyen C. D. sevdiği bir arkadaşının da bloglar yüzünden eşiyle çok büyük sorunlar yaşadığına şahit olmuş. Bu kız arkadaşı her gün bloguna anılarını yazar, C.D. gibi pek çok blogger da onu merakla takip edermiş. Bahsi geçen kız blogunda son günlerde eşinin baskıları ve onunla yaşadıkları sorunları yazınca geçen hafta genç kızın okuyucuları ilginç bir süprizle karşılaşmış. Blogda yazanlara bakılırsa o da eşinin ambargosu ile karşılaşmış. Kadının blogundaki girişleri silen eşi, bunlar yerine 'Yorumlarınızla beni ve ilişkimizi zor durumda bırakıyorsunuz' şeklinde başlayan bir de uzun bir yazı yazmış ve blogu yoruma kapatmış. C.D.'ye göre bu durum blog yüzünden çiftin oldukça şiddetli tartıştığının açık bir kanıtı.Anlaşılan herkesin ünlü ve popüler olma şansını yakaladığı bloglarda da şöhretin bir bedeli var. Üstelik takma adla da yazsanız gerçek adınızla da yazsanız kendi kelimeleriniz bir gün başınıza ciddi bir iş açabiliyor.

Amerika'da 8 milyon blog var Blog kısaca internet ortamında günlük tutmak anlamına geliyor. Blog, web ve log kelimelerinin birleşimi olan weblog deyiminin zamanla kısaltılmış hali. Blog yazarına blogger, yazma eylemine bloglama deniyor. Bloglar kronolojik sırayla diziliyor ve her girişin sonunda girildiği tarih ve blogger'ın adı gözüküyor. Bir blogger'ın yazdıklarına başka bloggerlar yorum yapabiliyor. Blog kullanımı 'Blogger' firmasının bu hizmeti ücretsiz sunmasıyla 1999 yılında yaygın hale gelmeye başladı. Türkiye'de ise bloglar 2005 yılında ilgi toplamaya başladı. Wikipedi'nin araştırmasına göre 2005 Mayısı'nda 'blog' kelimesi Google'da Türkçe sayfalarda 65.400 kez yer alırken bu sayı 2006 Nisan ayı itibariyle 3 milyonu aştı. Dünyadaki en popüler blog siteleri Blog-City, BlogSpot, Diaryland, LiveJournal, Weblogger ve MySapece. Türkçe Blogcu.com sitesinde 70 binin üzerinde blog bulunuyor. Bloglar; kişisel, topluluk, temasal ve şirket blogları şeklinde dörde ayrılıyor. Blog okurlarının sayısı 2004'e göre yüzde 58 arttı. İnternet kullanıcılarının yüzde 27'si hem blog okuru, hem de yazarı, yüzde 1'i sadece yazarı, geri kalan yüzde 62'si ise hala blogun ne demek olduğunu dahi bilmiyor. Amerikan The Perseus firmasının istatistik raporuna göre dünyadaki blogların ortalama yüzde 66'sı iki ay boyunca yenilenmiyor. 1.63 milyon kişi 126 günde bir bloglarına yeni bir şeyler ekliyor, 132 bin kişi içinse bu süre bir yıldan uzun olabiliyor. Firmanın araştırmasına göre bloggerların yüzde 60'ı erkek. Yüzde 92.4'ünü 30 yaş ve altındakiler oluşturuyor. 2005 yılı sonu itibariyle sadece Amerika'da 8 milyon blog olduğu biliniyor. Bu rakamın yüzde 20'ye yakın bir kısmını dini bloglar oluşturuyor. Erkekler yüzde 46.4'le kadınlara göre bloglarına daha bağlılar. Açtıkları blogları kısa sürede terk etme ve unutma açısından kadınlar daha nankör.

Sabanur Kıraç

Cumartesi, Mart 01, 2008

Sinir oldum!!

Aslinda raporum Mart in 5ine kadardi, ama ben kendimi iyi hissedince dun ise basladim. Evde hasta yatmak bana gore degilmis, o kadar sikildim ki anlatamam. Bu arada uc kitabinda lesini serdim:)) Allah kimseyi hasta edip eve tikmasin, ozellikle gurbette! Gercekten cok bulantiyor.

Velhasil kelam kurkcu dukkanina geri dondum, ofisimiz 4 birimden sefler ve muhendislerden olusan acik bir ofis. Ilk geldigimizde herkes bi kose KAPTI, yani gercekten kaptilar, hatta uzunca bi sure yerlesemediler felan, cocuk gibi aglayip zirlayip yer degistirdiler. Neeyse sonunda nihayet oturdular. Bizde sigara icmeyenler olarak Yamyam arkadasimla masalarimizi L yapip yanyana gecmistik, arkamizda ki pencereden gerekince gun isigi, gerekince temiz hava aliyorduk. Tunus taki ofistede yanyana oturuyorduk ve gercekten iyi anlasiyorduk.

Yamyam eskiden tiyatrolarda calismis, hem espirili, hemde cok iyi bir insan. Biz onunla hem kakara kikiri, makara kukara (bu bi karikaturden kaptigimiz bir espri) yapip hemde gercekten iyi calisiyorduk. Ama isin kakara kikiri, makara kukara kismi bazilarina dokunmus olacak ki, yeni alinan bi elemani israrla ikimizin arasina masa koyup oraya oturttular. Biz her ne kadar baska alternatifler onersekte illaham oraya oturttular o oldu yani.

Nasi sinir oldum anlatamam, neydi bu simdi yani? Insanlar hem iyi anlasip, hem gulup, hem calisamazlar mi? Illa monoton essek gibi sirtimizda semer, gulmeden robot gibi mi calismak gerekiyor anlamadim! Ama bu gercekten moralimi bozdu, ozellikle bilincli yapilmasi daha da sinirimi bozdu. Zaten torpilli danalardan bikmistik, bu da tuz biber oldu, tam oldu yani!!

Not: Neyse arkadaslar sorun sandigimiz gibi kakara kikiri degilmis, benim sefim ona yakin oturmami istemis:( Uff sanki daha yakin olup ne yapacaksam!!

Perşembe, Şubat 28, 2008

Yazmayayım deyip, dayanamadığımın resmidir!

Doca bilgisayarıma bitcomet diye bi program indirdi, evde sıkılmayayım oturduğum yerden bişeyler indirip izleyeyim, dinleyeyim diye. Her ne kadar virüsler yiyecek bilgisayarımı diye tırssam da bi kaç film indirdim, lost un yeni sezon bölümlerini de indirdim. Önce ki günde Love Story yi indireyim dedim, ilk bulduğuma tıkladım, gün boyunca bekle bekle, Doca eve geldiğinde felan bitmişti. Bi açtık ne görelim, saçma sapan bir hint filmi!! Neyse sonra önizleme seçeneği olan bi yerden buldum aradığım filmi, dün de Doca ile birlikte yeniden izledim. O ilk kez izliyordu, şırıl şırıl ağladım o oldu iki günlük uğraşların sonucu: )) Ben de benim Doca da sulu gözlüyüz canım, film bitince bi baktım gözleri kıpkırmızı, burnu kocaman olmuş: ))

İzne gittik demiştim ya, İstanbul da iken 120 isimli filme de gittik, film boyunca ağlamamak için kendimi zor tuttum, çaktırmadan gözyaşlarımı kollarıma sildim, gerçi ağlasan ne fayda? Dal gibi fidanlar gitmiş bu vatan uğrunda. Sonra da eve kadar yürüdük. Doca ben ve Wampir, dışarda da öyle bir kar tipi var dı ki, biz sinemadan eve yürüyemiyoruz, o çocuklar nasıl yürümüş dağlarda cephanelerle diye gene ağladım.

Şimdi de askerlerimiz yüreğimi yakıyor, Allah ım sen bu karda kışta, bizim için canını veren mehmetçiğimize yardım et, onları sağ selamet ailelerine kavuştur yarabbim.

Nasıl içim parçalanıyor bilemezsiniz. Doca hadi savaş çıkarsa seferberlik ilan edilir de bizide alırlarsa ne yaparsın gönderirmisin beni diyor, bende peşinden gelirim diyorum.

Bu konuyu hiç açmayacaktım ama o kendini bilmez kokoş Bül ent hanım mı bey mi ne idüğü belirsiz şahsiyete de iki çift lafım var, yıllardır o bir kez giyip attığınız elbiselerin kumaşlarından tüm dünya çocuklarına ikişer fistan çıkardı! Sizi de sizi alkışlayan bencilleride şiddetle kınıyorum. Evet ateş düştüğü yeri yakar ama bende bir ana olsam 10 tane de oğlum olsa 10unuda vatanıma feda ederim. Ama onun gibi sersemler için değil, bizler gibi özgür büyüsünler diye çocuklar için yaparım.

Gönül ister ki kimse şehit olmasın, terör olmasın, ama ülkemizi savunmak zorunda isek, sonuna kadar savunuruz. Artık bu tarz duygular, saflık olarak niteleniyorsa da ben buyum, içimden geçenler bunlar. Ailem beni böyle yetiştirdi ve ben asırlardır kimsenin kölesi olmamış, boyunduruk altında yaşamamış olan ülkemle iftihar ediyorum!

Tiflis tede yaşadım, Rusların sömürgesi olmuş; Tunus ta da yaşıyorum, Fransızların sömürgesi olmuş. Çocukları rusça yada fransızca öğrenmek zorunda, Rusya veya Fransa da akrabası olanlar, çocuklarını gönderenler bununla övünüyorlar. Fransızlar hala burayı ucuz tatil yöresi olarak kullanıyorlar. Tiflis i Ruslar bastığında 7, Tunus u Fransızlar bastığında 5 kişi ölmüş! Ülkemiz işgal zamanında bile, tüm hakları elinden alınmış, silahsız parasız zamanında bile, kurtuluş savaşı ile silkinip yoktan yeniden varolmuştur.

Kimin sayesinde işte o dağlarda, açlıktan soğuktan bin türlü hastalıktan ölen şehitlerimiz, gazilerimiz sayesinde. Zamanında aynı ülkeler Osmanlı nın da himayesi altına girmiş. Ama çok önemli farkla! Sömürge ve Himaye çok çok farklı şeyler. Biz ne dinimizi ne de dilimizi baskıyla bu insanlara kabul ettirmeye kalkmamışız. Bu sebeple Tunus ta hala Türk olduğumuzu söylediğimizde, yüzlerinde güller açıyor. Hatta yaşlı insanlar sarılmaya kalkışıyor. Hiç bir ülkeyi sömürgemiz yapmamışız, himayemiz altına almışız!

Şimdi özgür vatanında yaşayan, hergün sıcak yataklarında uyuyan bizler ne o şehitlerin hakkını ödeyebiliriz, ne de böyle şahsiyetsiz insanların onların değerini anlamasını bekleyebiliriz. Neymiş zenginlerin çocukları neden şehit olmuyormuş niye askerlik yapmıyormuş, başlarım zenginlerin çocuklarına! Onlar adam olsa o kadar zengin olmazlardı zaten.

Dualarımız ve tüm kalbimiz bizim için gözünü bile kırpmadan canını veren kahraman askerlerimizle birlikte..

Cuma, Şubat 22, 2008

Anneeee Ben Taşındım Bileneee:)))

Kaynak: Vodafone web sitesi
Ben taşındım bilene, hemde 6 aydır buradayım:) Bu arada kaçamak yapıp 15 günlüğüne izne gidip geldim -izin anılarım daha sonra gelecek efenim-, hatta annemin dizinde yattım, onunla mantı bilene yaptım. Annemle mantı yapma ritüelimiz gece 2 ye kadar sürdü ve sanırım ben o sırada üşüttüm! Şimdi böbreğime kadar yürüyen enfeksiyonumla birlikte 10 günlük rapor aldım ve evde yatıyorum! Üstüne 10 tane iğne ve iki serum da hediye oldu banaa:)) Güldüğüme bakmayın, iğneleri yerken zırlıyorum!!

Pazar, Şubat 03, 2008

İğrenç Espiriler:)))

Gecen sabah duramadım ve arkadaslarla geyik yapayım dedim. İlk maili atarak başlattığım geyiğe, büyük katılım oldu:)) Bakın ne cevherler çıktı, biz güldük sizde gülün istedim:))

From: CaDi

To: …………

Subject: Sabah sabah!!

1. 4. Murat neden intihar etmiş?

- İlk 3'e giremediği için...

--------------------------

BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi

_____________________________

From: .‘The Hakki’.

To: ………

Subject: RE: Sabah sabah!!

Ben oturalim diyorum Gerard Depardieu…

Ayrica bir klasik olan;

Kylie Minoque bizde oturaak…

--------------------------

BlackBerry Kablosuz Cihazımi kirdim cok yalniziiiim…

_____________________________________

From: Yamyam

To: ……………

Subject: RE: Sabah sabah!!

Dur dur geliyo,

Acele ise bende isiicem

_________________________________ From: DoCa

To: …………

Subject: RE: Sabah sabah!!

- Medyum Memiş kaç kardeştir?

- Dört kardeştir. 1-Small Memiş, 2-Medium Memiş, 3-Large Memiş,

4-XLarge Memiş

-------------------------- BlackBerry yurdun mali herkes onu kullanmali Cihazımdan Gönderildi

_______________________________________

From: .‘The Hakki’.

To: ….

Subject: RE: Sabah sabah!!

Volkswagen Passat, sahsi oynama

--------------------------

BlackBerry Kablosuz Cihazımi pempelesinceye kadar kizarttim…

Tanju Colak

________________________________________ From: CaDi

To:……..

Subject: RE: Sabah sabah!!

Karnı aç olan eşcinsele ne denir? - Topaç...

--------------------------

Kahrolsun Halle Berry, Yasasin BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi

________________________________________

From: .‘The Hakki’.

To: ……………

Subject: RE: Sabah sabah!!

Bir adam kendini surekli kanalizasyona atiyormus neden?

Kendini bi bok saniyormus.

--------------------------

BlackBerry Kablosuz Cihazimin beyazi varmi…kiyafetlerime uymuyooo…

Halle Berry Sevenler Dernegi

________________________________________

From: Yamyam

To: …………….

Subject: RE: Sabah sabah!!

+Adamın birisi sevgilisini buzdolabına koymuş, neden?

-Araları bozulmasın diye.

--------------------------

BlackBerry Kablosuz Cihazim olmasa da severmiydin beni?

________________________________________

From: .‘The Hakki’.

To: …………

Subject: RE: Sabah sabah!!

Volkswagen Passat, sahsi oynama

--------------------------

BlackBerry Kablosuz Cihazımi pempelesinceye kadar kizarttim…

Tanju Colak

________________________________________

From: Tafa

Sent: Friday, February 01, 2008 12:02 AM

To: ………………

Subject: RE: Sabah sabah!!

Opel Corsa

Toyato Corona

--------------------------

Ben senin BlackBerry Kablosuz Cihazinin olmasi ihtimalini sevdim

________________________________________

From: CaDı

To: ……………

Subject: Benden sonuncu igrenc espri:))

Fatih Ürek'in üstüne top düşerse ne olur?

- Piştiiiiiiii...

--------------------------

BlackBerry Kablosuz Cihazımdan Gönderildi, Olmayanlar Utansin

Çarşamba, Ocak 23, 2008

Doca'ya E-Mail!!

"losing my sight, losing my mind, wish somebody would tell me i’m fine, nothing's alright, nothing is fine!! i’m running and i’m crying, i’m crying, i'm crying, i'm crying, i'm crying " :....(((( Papa Roach-Last Resort

Bu kadar mi insan ayni evde yasayip ta gorusemez yaaa!! Cok calisip seni bu hayattan kurtaricam docacim, seni evinin erkegi yapicam! Artik aksamlari kapiyi caldigimda acacak, onume sicak bir corba koyacak bir doca istiyorum:) Mumkunse cocuklari da sen dogur:)
Yazan: En sevdigin Karin Cadi..

Cumartesi, Ocak 19, 2008

Heh yine aynı teraneee!!!

AAaaaaaaaaaaAAAAAAaaaaaaaaaaaa!! Ben yine diyeceğim ki Doca evde yok kaç gündür, görüşemiyoruz! Çok çalışıyo bıdı bıdı bıdı bik bik bik vs vs vs..

Kaç zamandır adam gibi bigi yazamadığımı farkettim! İş yerinde çok çalışıyoruuuzzz.. Bu da hep aynı!!! Eeeee??

Neyse söylemek istediğim bişey var! Doca nın kardeşi vampir beni çözmüş, ben kendimi çözemedim! Ona şefimin bana sürekli harikasın, bravo diye gaz verdiğini söyleyince bana "Zaten sana gaz versek ordan buraya uçarak koşarak yüzerek bile gelirsin" dedi! Evet bu çocuk beni çözmüş, bana verseler gazı ben düz duvara tırmanırım:)) Bu tezcanlılığım, uyanık geçinen saf salak hallerim ne zaman geçecek benim acaba?? Büyüyünce desem kazık kadar oldum hatta geçen saçımda bir beyaz bile bulduummmm!! Allah ım ben yaşlanıyorum, neleri kaçırıyorum bu hayatta, bu yaşlar geri gelir mi? Yaptıklarımdan ve yaşadıklarımdan pişmanlık duyuyormuyum? Bugün çalışırken o kadar insanın içinde neden çaktırmadan dinlediğim şarkılarda ağladım!! Saçımda beyaz var diye mi, herşeyi herkesi o kadar özledim ki!

Haaa bidee çok çok çok büyük pişmanlık duyduğum bişey var, evimde ki karıncaları öldürdüm!! Aldığım ilacı böyle kör gözüne gibi üstlerine püskürttüm! Ben bir karınca katiliyim, annem duymasın! Bana çok kızar, küçükkende karıncaları tutar annemin kokusuna gelmesinler diye kenara koyduğu gaz yağının içine atardım! Annem yakalayıp azarı basmıştı bana! Acımasız katilim ben! Bi kere de anneme solucanları bahçe çapasıyla keskin olmamasına rağmen ortadan ikiye canice kesmeye çalışırken yakalanmıştım! Salyangozları tuza bulama, sinekleri avlama huylarımı saymıyorum! Allahım sen beni affet, bi daha yapmıycam valla! Şekerliğin içine dolan karıncaları suya tuttuğum için beni affet! Tezgahta buzdolabı poşeti ile unuttuğum peyniri balkona koydum bak hepsi gitsin diye! Valla bi daha yapmıycammm:(( Bi can getirebiliyormuyuz ki almaya hakkımız olsun, hadi o zaman çocuktum! Şimdi saçında bir beyazı olan kazık kadar biri oldum!

Pazartesi, Ocak 14, 2008

Uyku, Kapi, Pazar..

O kadar uykum var ki o kadar olur yani! Kafami nereye koysam uyurum su anda hemde nasil tatli tatli uyurum!! Demin Turk kahvesi ictim banamisin demedi valla. Dun Pazar olmasina ragmen calistim ve sabahin korunde! -tamam tamam 9da geldim ama kahvalti edemedim ne haber- geldim yine ise. Sebepte ne biliyormusunuz, bizim dizayn mudurumuz diktatorden toplanti istedi, Diktator de Pazar olsun dedi, dizayn mudurude Pazar saat 9 da olsun o zaman dedi, sankim .idik! yaristiriyorlar, bi guzel ok lestiler!! Bu arada mailler onumde ucusurken ben bilgisayarin basinda agliyordum, Pazar ida bi guzel bize kitlediler diye. Toplantidan sonra yemekte itiraf ettiler birbirlerine siz Pazar dediniz bende vur gozune o zaman 9da olsun dedim diye: ))) Olan arada bize oldu yani! Yaktin bizi Diktator!

Ondan once ki aksamda eve gittik Doca ile saat aksamin 9u olmus, elimizde anahtar zorluyoruz zorluyoruz manyak kapi acilmiyor. Doca kapiyi egip bukmekten, kendine cekmekten kiracak duruma getirdi ama nafile acilmiyor. Alt komsumuz Yamyam i imdada cagirdik, cekic ve tornavida ile geldi, ordan kanirt burdan zorla yok yok, acilmiyor! En sonunda Doca tekmeyi bastigi gibi o sinirle pat diye kirdi kapiyi!! Kilit icerde ki kasasiyla birlikte yeri boyladi, Allahtan cekicleri vardi da, geri yerine caktilar: )) Bende Yamyam icin Tunus hayatimda ilk defa kek yaptim, salak firin kekin ustunu acuk kavurdu ama ben kazidim yinede cok guzel olmustu: )) Kapiyla ugrasirkene Doca elinde ne var ne yok bana vermisti, buna arabasinin anahtarida dahil! Bende alip bi guzel cebime atmisim, dunde o evde kaldi ben ise geldim ya, tabi cebimde arabasinin anahtariyla birlikte: )) Evin yedek anahtarida arabadaydi! Doca da Pazar gunu bi guzel evde mahsur kaldi!! Iste ben adami boyle eve kapatirim: ))) Afferim bana dimi, hihihi: ))

Baska ne oldu diye dusunuyorum ama aklima gelmiyor, uykum acilsin diye ugrasiyorum olmuyor bir turlu! Gozlerim agirlasiyor, kafam masaya dusmek uzere, kapaniyor, gidiyorum, uyumamalimiyimmi acabaaa…fsdfjio[efrjiewj;k…Zzzzz…zzz.. horrrr.. pissss…zzzz…

Pazartesi, Ocak 07, 2008

Duydum ki Turkiye ye Kar Yagiyormuss:)))

Amacim size giciklik yapmak degil ama:)) Pazar gunu hava cok guzeldi, once cok sevdigimiz bi abimiz, sefimizin evinde Turk usulu kahvaltimizi ettik, bizim icin bu kahvalti nimet nimet!! Sefimizin penceresinde ki manzaraya hayran kaldik..
Ve sonra kendimizi sahile attikkk!! Deniz analari kendini kiyiya vurmustu, Sonra Doca ya bol bol deniz anasi taklidi yaptik, bu espriyi ilk defa duymus cok guldu:))) Oglummm, Deniiiizzzz, hadi gel eve artiiikkkkk:))))
Kumsalda ayakkabiyla yururken karda yuruyomusum gibi geldi, Allah sizi inandirsin:P
Dayanamadim cikarttim ayakkabilariiiii, yasasin OZGURLUUUKKKK, ayaklara OZGURLUUUKKKKK!!!!
Sonra sirilsiklam olan kiyafetlerimizi degistirip ayni ekip, yani GUMGUM, HAKKI, DOCA, ben ve DAMAT Mahdia yollarina attik kendimizi.. Mahdia nin yollari tastan, sen cikarttin beni beni bastan, Aman Mahdia li Canim Mahdia liiii...
Iste bir gun daha boyleeee bitiverdi, Halbuki :
PAZARLAR HIC BITMESIIIINNNN!!!

Cumartesi, Ocak 05, 2008

vs vs vs.. :))

Birkac gundur gribim ama isler yogun oldugu icin dinlenemiyorum bilene.. Sefim de yok butun isler bana bakiyor anlayacaginiz. Dun aksam hasta oldugumu duyan main building sefimiz bir koca tencere corba yolladi bizim eve hemde limonlariyla beraber, nasil mutlu oldum anlatamam : )) Zaten gurbettesin, eve anahtarla giriyosun, bide hasta olunca insan bir tas corbaya hasret kaliyor. Benim gibi hasta olunca moral bozan tipler icin bu tarz jestler harika geliyor, Allah razi olsun vallaa!!

Corbalari ictikten sonra Doca bi yerde sizip kaldi, bende devrildim ama uyuyamadim epey bi sure, bu sirada ben hapsirip durdukca Doca yerinden firliyordu iyimisin diye: )) Artik nasil hapsiriyorsam..

Dun Abraham Lincoln deyim tuvalette yani-bunu da anlaticam: )))-, karsida ki muslugun flexi baglantisindan paatt diye firlayip tazyikli su direk kapima gelmesin mi?! Iceriye alttan su dolmaya basladi!! Kapiyida acamiyorum, tunedim klozetin ustune birinin gelip suyu kapatmasini bekledim, elim ayagima dolasti: ))

Perşembe, Aralık 27, 2007

Hosgeldin Gorkem Efe

Bakin bakin kim geldiii, Guzel Palyanco'm dogum yaptiii ne nur topu gibi bir oglan geldiiii:)))) Masallah ikiside cok cok iyiler!! Orada olup opup koklamak lazim bu pembis oglaniiii!! Mujde mi isterimmmm..
Burada da babasindan dogum hikayesi var minik Efe nin:)))) :

Andy den kelimeler kifayetsiz kalmis efendim:)

Cumartesi, Aralık 22, 2007

Güneşiiin doğuşuuu batışııı farksıııııız- mııı:)))

İKİ GÜNLÜK BAYRAM TATİLİNİ FIRSAT BİLİP ÇÖL GEZİSİNE ÇIKTIK, ŞİMDİLİK BAYILDIĞIM BU İKİ FOTOĞRAFA BAKIVERİN, Bİ SLIDE YAPIP DİĞERLERİNİDE EKLİYCEM;)
SAHRA DA GÜNEŞ DOĞUYORRRR.. HAVA BUZ AMA CADI NIZ HER ZAMAN Kİ GİBİ HİZMETTE SINIR YOKTUR FELSEFESİYLE KAFASINA KAZAĞINI SARARAK TA OLSA BU FOTOĞRAFI SİZİN İÇİN ÇEKTİ:)) VEEE BİR GÜN DAHA BİTİYOR, BEDEVİLER BENİ GÖRÜR GÖRMEZ KOLUMDAN ÇEKE ÇEKE Bİ DEVE YE BİNDİRDİLER, BİRDE KAFAMA SARIK SARIP BEDEVİ KIYAFETİ GİYDİRDİLER TAM OLDUM!! ÇILGIN DEVEMİN ÜZERİNDEN EN NET ÇEKEBİLDİĞİM FOTOĞRAF YUKARIDA;) SONRA ÇILGIN DEVEM Bİ HOPLADI Bİ ZIPLADI AMA ÖYLE SIKI SIKI TUTMUŞUM Kİ EĞERİNİ DÜŞMEKTEN SON ANDA KURTULDUM:))) KOLUM HALA AĞRIYOOOOOO...

Salı, Aralık 18, 2007

Aid Mabrouk !!!

Emre'cimin dedigi gibi bize hergun bayram, size senede iki defa:)) O yuzden kutlamak lazim bayraminizi:)))

Aid'iniz Mabrouk olsun sekerlerim, Allah hayirli bereketli bayramlar nasip etsin, nice nice bayramlara tum sevdiklerinizle kavusmaniz dilegimle..

Burada You tube yasak, IP numarasiyla girip linki ekledim ama calisip calismadigini goremiyorum. Bir sorun varsa haber verin emi canlarim.. Tekrar kucuklerimin gozlerinden, buyuklerimin ellerinden, yasitlarimin yanaciklarindan operim..

Cumartesi, Aralık 15, 2007

Tatil ne demek, bayram ne demek?

Birileri hayirli tatiler mutlu bayramlar diye mailer mesajlar atmaya basladi da, sorarim size “Eyy blog ahalisi, su garip santiye bulbulunuz Cadi niza anlatirmisiniz, bayram ne demek, tatil ne demek?” Bize hergun bayram hergun ayooll aaaaa!!

Gecen saglik sigortamizin kapsami ve kartlarimiz geldi insan kaynaklarindan. Baktim 10 ay sonra psikolojik destek ve tedavi “in full” gozukuyor!! Bende 10 aya kadar kivama gelmis olurum zaten: )))

Cuma, Aralık 07, 2007

Neler oluyor neler

Eğer Doca cım erken gelirse mantı yemeğe davetliyiz bakalım, şu anda evdeyim ve onu bekliyorum birde açım ya yazı yazayım dedim ilk aklıma bu geldi:)) Zavallı Doca gezici IT ci olduğu için yine bir orada bir burada! Güya aynı yerde çalışıyoruz ama bazen öğle yemeklerinde bile sahada olmuyor.

Burada ki şantiyemiz Tiflis tekine oranla daha iyi, öğle yemeklerini şirketimizin yemek firması üstlendi. Hem çok güleryüzlü insanlar hemde temiz ve lezzetli yemekler çıkarıyorlar. Babamda aşçı olduğu için aşçıları görünce babam aklıma geliyor, onlara sürekli gülümsüyorum. Tiflis ten ve İstanbul danda tanıdığımız için çoğunu muhabbetteyiz. Sabah patatesli börek li kahvaltılar, öğlen kıymalı pideler yapıyorlar çok mutluyum:))

Arkadaşlara gelince yine eski şantiyemizden yada şirketin diğer şehirlerde ki şubelerinden elemanlar var, onlarla aramız gayet iyi. Ama bu şantiyede laf söz çok fazla, zaten daha başlangıçta işle ilgili yaşadığımız bazı sıkıntılarda tam anlamıyla geçmiş değil. Baştan çok üzüldüğüm olaylar yaşadık ama şimdi onları kafama takmamayı öğrendim. Ne gelirse Allah tan diyoruz Doca ile, Allah a şükür bileziğimiz kolumuzda, çalışkan insanlarız. O zor günlerimizde kör topal birbirimize sahip çıkışımız, destek oluşumuz da bize hayat dersi oluyor. Bunlar hayatın sınavları, okul hayatı gibi değil malesef iş hayatı. Hiçkimseye güven olmuyor. Bizde ilke edindik artık, işine bak, kulağını tıka:)))

Burada Tiflis teki gibi mekaniğin konveying kısmında değil tesisat kısmındayim ben. Gerçi orada da başta tesisattan başlamıştım, sonrada konveyinge geçmiştim. Arada ki fark ne derseniz konveyör sistemleri binanın kolu bacağı, tesisat ise akciğerleri, kalbi ve dolaşım sistemleri diyebiliriz. Yaptığımız binalar akıllı bina tipine girdiği için ben hep canlı bir organizma gibi düşünürüm. Binanın beyni IT, sinir sistemi Elektrik Grubu, Kolu bacağı konveying sistemler ve dolaşım sistemi kalbi dediğim gibi mekanik tesisattır. Zaten burada bu dört grubun tamamı bir birim altında toplanıyor. Mahşerin dört atlısı diyebiliriz. Geri kalan inşaat-ince işler kaba işler- ve mimari grup oluyor. Tüm birimlerden projeler mimari grupta toplanıp çakıştırılıp sorunlar gideriliyor. Ve sahaya for construction dediğimiz son haliyle veriliyor. Bu sırada da her grupla çakıştığımız konular oluyor haliyle:)) Her ne kadar her birimin işleri konusunda uzman taşeronlara verilsede onların koordinasyonunu sağlamak çözümler bulmak bize düşüyor. Güya Fransız lar çizmiş bu binanın mimari projesini!! Ama o kadar kötü ki anlatamam!! Yapan adamlardan bir kaçıyla görüşmüştüm ilk geldiğim sıralar yaptığımız toplantılarda. O kadar saçma sapan çizilmiş ki adamları baya sıkıştırdım mekanik konusunda ama cevap veremediler, sanki projeleri çizen kendileri değil! Halbuki nasılda gözümüzde büyütürüz Avrupa lı diye, yine ne varsa bizim Türk Mühendisler de var valla:)) Anlayacağınız bu saçma sapan binayı* pardon binaları- 13 tane bina var toplamda- hali yoluna koymak baya sorunlu iş. Ve mesaimiz dolu dolu geçiyor. Buraya da ne kadar yazmak istesemde zaman bulamıyorum!

İşte beyleyken beyle, aklımda mantı var, eşyalar var, ama özellikle Sugibi var. Bugün doğuma gidecekti, herkesi gezdim bi haber alamadım. İnşallah sağlık sıhhatle bebişine kavuşmuştur! Darısı Palyanço ma, Pru ya ve yeni anne adayımız YabanEriği ne:)))))